ABD Korku İmparatorluğunun Çöküşü

Abone Ol

Tarih kitaplarında hep okuruz: Zalimler, saltanatlarını insanların yüreğine saldıkları korku ile ayakta tutarlar. Nemrut, Firavun, Dehhak, Moğollar ve Haçlılar... Hepsi aynı yol ve yöntemi uygulamışlardır. Bu anlatıya göre; zalimlere karşı konulamaz, orduları yenilmez, askerleri öldürülemezdir.

Bu korku sayesinde, insanlardaki direnme ve karşı koyma ruhunu daha doğmadan bitirirler. Gücün yetse dahi bir Moğol askerini öldürmek yanına kâr kalmaz; çünkü Moğollar gelir ve bunun intikamını çok acı bir şekilde alır. Bir askeri için koca bir şehri yakıp yıkar, taş üstünde taş bırakmazlar. Dolayısıyla halka verilen mesaj nettir: "Ne derse onu yapacak, itaat edeceksin."

Tarih kaynaklarında, Moğollar karşısında devletlerin, yöneticilerin ve halkın çaresizlik içinde kaderine razı olma hikâyelerini sıkça görürüz. Örneğin İbnü'l-Esîr şöyle bir olay anlatır:

"Bir Moğol askeri, yüz erkeğin bulunduğu bir mahalleye girmiş ve tamamını birbiri ardınca öldürünceye kadar katliamı sürdürmüş; ancak içlerinden hiç kimse direnç göstermemiş."

İbnü'l-Esîr insanların düştüğü bu zilletten yakınır ve kendilerini az çok dahi olsa savunamayışlarına bir anlam veremez. Allah’a sığınmaktan başka çaresi kalmadığını belirterek sözlerini bir dua cümlesiyle tamamlar.

Bu hikâye bize çok ilginç gelir; "Nasıl olur da böyle bir şey yaşanır?" diye sormadan edemeyiz. Sonuçta ölümden ötesi yoktur, "Bari mücadele et de şerefinle öl" diye düşünürüz. Fakat toplumsal psikoloji her zaman böyle işlemez.

Günümüze baktığımızda da benzer bir duruma şahit olmaktayız. Günümüzün Moğol'u, Nemrut'u ve Firavun'u konumundaki ABD, aynı korku ve caydırıcılığı insanların kalbine yerleştirmiştir. Yaygın propagandaya göre:

"ABD yenilemez, devasa orduları vardır. Uyduları yerdeki bir karıncayı, yer altını, denizin dibindeki balıkları, yani her şeyi görür. Nükleer silahları bir bombayla bir ülkeyi yok edebilir. Savaş uçakları çok hızlı ve güçlüdür; radarda görünmez, düşürülemez, füzeler onlara etki etmez. Uçak gemileri bir şehir büyüklüğündedir, asla batırılamaz. Tek başına bir orduya bedeldir…"

Bu ve benzeri söylemlerle dünya genelinde bir "korku imparatorluğu" kuruldu. Bir yerde ABD bayrağı varsa artık orası dokunulmaz kabul edildi. Bu güç, dünyanın dört bir yanında kendine bağımlı yönetimler kurdurarak halkları hizmetkâr kıldı; ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürdü.

Bu imparatorluğun yıkılmaması ve caydırıcılığının sürmesi için her türlü zulüm, fitne ve sömürü devam ettirildi. İnternette bir araştırma yapsanız, ABD ordusunu acziyet içinde gösteren fotoğraf veya haberlere rastlamak neredeyse imkânsızdır.

Halbuki gerçekler farklıdır: ABD; Vietnam’dan ve Afganistan’dan rezil bir şekilde kaçmak zorunda kaldı. Somali’de o çok övülen "Kara Şahin" helikopterleri düşürüldü, özel kuvvetler askerlerinin cesetleri yerlerde sürüklendi.

Nasıl ki Moğolların, Haçlıların ve diğer zalimlerin kurduğu korku imparatorlukları yıkılıp tarihin çöplüğüne gittiyse, ABD de aynı kaderi yaşayacaktır.

ABD yönetimi, İran’ı kısa sürede teslim alabileceğini düşünmüştü; ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Her türlü silah, fitne ve entrikaya rağmen direniş kırılamadıkça insanlar uyanmaya başladı. Hollywood sahneleri ile gerçek savaş ortamının bir olmadığı; uçakların düşürülebileceği, gemilerin batırılabileceği ve "yenilmez" denilenlerin de tabutlara girebileceği görüldü.

Bu saatten sonra İran yakılıp yıkılsa dahi bu kaçınılmaz sonu değiştirmeyecektir. Korku imparatorluğu yıkılma sürecine girmiştir. İnsanların kalbindeki korku, yerini umuda ve mücadele ruhuna bırakmaktadır. Bu uyanışı ve direnişi, nükleer silahlar dahil hiçbir güç durduramayacaktır.