Dünya

ABD-İran savaşı çıkarsa ne olur?

Washington ile Tahran arasında tırmanan askeri gerilim, belirsiz hedefler, asimetrik güç dengeleri ve çok cepheli çatışma riski nedeniyle Orta Doğu’yu planlı bir savaştan çok, yanlış hesaplamaların tetikleyebileceği küresel sonuçları olan bir kırılmanın eşiğine taşıyor.

Abone Ol

Orta Doğu’da yükselen askeri hareketlilik, yalnızca iki devlet arasındaki klasik bir krizden ibaret değil. Umman Körfezi çevresinde yoğunlaşan askeri yığınak, karşılıklı sertleşen söylemler ve diplomatik belirsizlikler; bölgesel düzenin yeniden şekillenmesine yol açabilecek çok daha geniş bir sürecin habercisi. Bu tablo, kontrollü bir güç mücadelesinden ziyade, yanlış hesaplamalara açık, çok aktörlü ve zincirleme sonuçlar doğurabilecek bir kriz mimarisi üretiyor.

Bugün gelinen noktada mesele, “savaş çıkar mı?” sorusundan çok, “savaş hangi biçimde, hangi hızda ve kimleri içine alarak yayılır?” sorusuna dönüştü.

Güç Gösterisi mi, stratejik çıkmaz mı?

Washington’un bölgedeki askeri varlığını artırması, ilk bakışta klasik bir caydırıcılık hamlesi gibi görünse de, arka planı daha karmaşık. Bu yığınak aynı anda üç farklı amaca hizmet ediyor;

Müzakere baskısı oluşturmak, bölgesel müttefiklere güvence vermek, kararlılık ve güç algısı üretmek.

Ancak bu üç hedefin bir arada yürütülmesi, ciddi bir stratejik çelişki doğuruyor. Çünkü baskıyı artırdıkça müzakere alanı daralmakta; askeri seçenek ne kadar görünür hale gelirse, karşı tarafın geri adım atma ihtimali o kadar azalıyor.

Bu noktada Washington’un temel açmazı ortaya çıkar; Net bir nihai hedef yok. Rejim değişikliği mi amaçlıyor? Uzun vadeli caydırıcılık mı? Yoksa yalnızca mevcut statükonun zorla yeniden pazarlanması mı?

Tahran’ın dayanıklılık doktrini

Karşı cephede ise daha az söylem, daha çok stratejik sabır var. Tahran’ın yaklaşımı, büyük hamlelerden ziyade uzun vadeli dayanıklılık üzerine kuruludur. Bu stratejinin temel unsurları şunlar; Doğrudan çatışmadan kaçınma, zamanı kendi lehine kullanma,, asimetrik kapasiteyi sürekli diri tutma, bölgesel dengeyi kırılgan halde tutma.

Bu doktrin, karşı tarafın askeri ve siyasi maliyetini yükseltmeyi hedefler. Açık savaş yerine sürekli kriz, ani çatışma yerine kontrollü tırmanma tercih edilir. Böylece karşı tarafın karar alma süreçleri baskı altında tutulur.

Rejim değişikliği yanılgısı

Dış müdahaleyle rejim değiştirme fikri, teoride cazip; pratikte ise tarihsel olarak sorunludur. Modern Orta Doğu deneyimi şunu açıkça göstermiştir devlet yapısını yıkmak kolay, yerine istikrarlı bir yapı kurmak zordur.

Büyük nüfus, güçlü milliyetçilik, köklü kurumlar ve ideolojik bütünlük; dış müdahaleyi birleştirici bir tehdit algısına dönüştürür. Bu da iç muhalefeti zayıflatır, sert güvenlik reflekslerini güçlendirir.

Dolayısıyla ABD için askeri müdahale, beklediğinin aksine rejimi zayıflatmak yerine daha merkeziyetçi bir yapı üretebilir.

Asimetrik savaş ve vekil ağları

Krizin en tehlikeli boyutu, klasik devletlerarası savaşın ötesinde bir asimetrik yayılma potansiyeli taşımasıdır. Bölgedeki silahlı ağlar, bu çatışmayı tek bir cepheyle sınırlı tutmaz,

Zaman ve mekan açısından öngörülemez kılar ve sorumluluğu muğlaklaştırır.

Bu yapı sayesinde çatışma aynı anda Doğu Akdeniz’de, Irak–Suriye hattında, Kızıldeniz ve Yemen’de, Körfez enerji altyapılarında patlak verebilir.

Bu durum, yalnızca askeri değil; siyasi, ekonomik ve toplumsal bir çöküş zinciri başlatma riskini barındırır.

Körfez Dengesi

Körfez ülkeleri son yıllarda savunma kapasitesini ciddi biçimde artırmış olsa da, bu kapasite çok cepheli ve uzun süreli bir çatışma için yeterli değil. Enerji altyapıları, limanlar, ticaret yolları ve kritik tesisler hala kırılgan.

Bölge ülkeleri için asıl tehdit, yalnızca askeri saldırı değil; istikrarın bozulmasıdır. Çünkü enerji akışı sekteye uğrarsa, küresel piyasalar sarsılır, bölgesel refah hızla çöker.

Bu nedenle bölge aktörlerinin büyük bölümü, savaştan çok kontrollü gerilimden yanadır.

Küresel ekonomi ve enerji şoku

Böylesi bir savaşın küresel etkisi kaçınılmaz. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanacak herhangi bir tırmanma petrol fiyatlarını hızla yukarı çeker, küresel enflasyonu tetikler ve ticaret rotalarını aksatır,

Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde ciddi ekonomik krizlere yol açar.

Bu kriz, yalnızca enerji meselesi değil; küresel güç dengelerini de yeniden şekillendirir. Büyük güçler arasındaki bloklaşma derinleşir, uluslararası kurumlar daha da işlevsiz hale gelir.

Bu sürecin en tehlikeli yönü, niyetlerden çok algılar üzerinden ilerlemesidir. Sert söylemler, askeri tatbikatlar ve güç gösterileri; karşı tarafta farklı okunabilir.

Tarih, Orta Doğu’daki büyük savaşların çoğunun bilinçli planlardan değil, yanlış yorumlanan adımlardan doğduğunu göstermektedir.

Bugün de risk budur. Hiç kimsenin gerçekten istemediği bir savaşın, kimsenin durduramayacağı şekilde başlaması.