Dünya

ABD güven kaybediyor: Körfez ülkeleri artık Trump’a güvenmiyor!

Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti ile yürütüldüğünü iddia ettiği “güçlü barış görüşmeleri”, sahadaki gelişmeler ve bölgesel aktörlerin tepkileriyle ciddi şekilde tartışmalı hale geldi. Özellikle Körfez ülkelerinin son dönemde sergilediği mesafeli tutum, Washington yönetimine duyulan güvenin derin biçimde sarsıldığını ortaya koyuyor.

Abone Ol

Katar’dan dikkat çeken mesafe: “eğer varsa…”

Trump’ın diplomatik ilerleme iddialarına rağmen, bölgenin geleneksel arabulucularından Katar’ın sürece dahil olmadığını açıkça ilan etmesi dikkat çekti. Doha yönetiminin “Eğer böyle görüşmeler varsa…” şeklindeki ifadeleri, ABD’nin diplomasi söyleminin sahada karşılık bulmadığına işaret etti.

Bu çıkış, yıllardır bölgesel krizlerde aktif rol oynayan Katar’ın ilk kez bu denli açık bir mesafe koyması açısından olağanüstü olarak değerlendiriliyor.

Müzakere maskesi altında saldırılar

Analistlere göre en büyük kırılma noktası, ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler sürerken askeri operasyonlara başvurması oldu.

  • Geçmiş görüşmeler, ABD ve işgalci siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti’nin sözde nükleer tesislerine saldırılarıyla kesildi
  • Son müzakere süreci ise doğrudan Tahran’ın bombalanmasıyla fiilen sona erdi

Bu tablo, Trump yönetiminin diplomasiye yaklaşımını ikiyüzlü ve manipülatif olarak nitelendiren eleştirileri güçlendirdi.

Uzmanlar, müzakere söyleminin sahada askeri baskı kurmanın aracı haline getirildiğini vurguluyor.

Körfez ülkeleri bedel ödüyor, ABD yön veriyor

Savaşın en ağır yükünü ise doğrudan cephede yer almayan Körfez ülkeleri taşıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nin misilleme saldırıları nedeniyle:

  • Milyarlarca dolarlık savunma harcaması yapıldı
  • Enerji altyapıları tehdit altına girdi
  • Ekonomik istikrar ciddi zarar gördü

Buna rağmen bölge ülkeleri, sürecin dışında bırakıldıklarını ve adeta piyon gibi kullanıldıklarını düşünüyor.

Birçok analist, Trump yönetiminin bölgesel müttefiklerini stratejik ortak değil, “araç” olarak gördüğünü ifade ediyor.

“Barış” sözü güven kaybına uğradı

Uzmanlara göre Körfez ülkelerinin temkinli yaklaşımının arkasında geçmiş deneyimler yatıyor. Daha önce de ABD’nin diplomasi süreçlerini hukuksuz saldırılara zemin hazırlamak için kullandığına inanılıyor.

Bölgedeki güven krizini özetleyen çarpıcı değerlendirmelerden biri şöyle:

“Trump yönetimi ne zaman ‘müzakere’ dese, sonuç savaş oldu.”

Bu durum, ABD’nin barış çağrılarının artık inandırıcılıktan uzak olduğu yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

Bölge ülkeleri kendi yolunu arıyor

Artan güvensizlik nedeniyle Körfez ülkeleri artık ABD’ye bağımlı kalmadan hareket etme arayışına girmiş durumda. Uzmanlar, bu ülkelerin İran İslam Cumhuriyeti ile doğrudan temas kurarak kendi güvenliklerini sağlamaya çalışabileceğini belirtiyor.

Bu yaklaşım, ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıfladığı şeklinde yorumlanıyor.

Trump stratejisi eleştirilerin odağında

Analistler, Trump yönetiminin Ortadoğu politikasını şu başlıklarla eleştiriyor:

  • Belirsizlik ve tutarsızlık
  • Diplomasi yerine askeri baskı
  • Müttefikleri riske atan kararlar
  • Kısa vadeli çıkar odaklı yaklaşım

Bazı uzmanlar ise daha sert bir değerlendirme yaparak, ABD’nin bölgedeki politikalarını “kontrolsüz güç gösterisi” olarak tanımlıyor.

Enerji ve güvenlik riski büyüyor

Hürmüz Boğazı üzerindeki gerilim, küresel enerji piyasaları için de büyük risk oluşturuyor. İran İslam Cumhuriyeti’ın bölgedeki etkisi devam ederken, ABD öncülüğünde yürütülen askeri baskının krizi çözmek yerine derinleştirdiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre mevcut tablo:

  • Uzayan bir savaş riskini artırıyor
  • Bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hale getiriyor
  • Küresel enerji güvenliğini tehdit ediyor
  • Sonuç: Diplomasi yerini güvensizliğe bıraktı

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, ABD’nin barış söyleminin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini gözler önüne seriyor.

Körfez ülkelerinin artan temkinli yaklaşımı ve açık eleştirileri, Trump yönetiminin politikalarının yalnızca İran İslam Cumhuriyeti ile değil, müttefikleriyle de ciddi bir güven krizine yol açtığını ortaya koyuyor.

Uzmanlara göre, bu yaklaşım değişmediği sürece bölgede kalıcı bir barış ihtimali her geçen gün daha da zayıflıyor.