ABD emperyalizminin alternatifi Çin değildir

Abone Ol

Günlerdir dünya gündeminde olan ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki görüşme nihayet gerçekleşti.

Sünnetullah gereği bir köy dahi muhtarsız, bir aile başsız, bir halk lidersiz olamaz. Aynı şekilde, bölgesel ve küresel ölçekte de tarih boyunca küresel güçler var olmuştur ve var olmaya devam edecektir. İletişim ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte dünya adeta "büyük bir köy" haline gelmiştir..

Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve SSCB'nin dağılmasıyla dünya, çok kutuplu yapıdan tek kutuplu bir düzene evrildi. Çin ve Rusya bu potansiyele sahip olsalar da yakın döneme kadar ABD ile rekabet edebilecek ekonomik ve askeri teknolojiye tam anlamıyla erişemediler; Avrupa Birliği ise zaten ABD himayesinde olduğu için bu dengeyi kuramadı.

ABD’nin tek süper güç olarak dünya hâkimiyetini elinde bulundurması, başta Filistin meselesi olmak üzere Müslümanların ve genel olarak insanlığın hayrına olmadı. "Çok kutuplu dünyada durum bundan çok mu farklıydı?" denilirse, elbette değildi. Sonuçta bu süper güçler kendi menfaat ve çıkarlarını önceler. Yine de küresel güçler arasındaki rekabet zaman zaman mazlumların lehine alanlar açabiliyordu.

Hâkim güç, karşısında yeni bir rakibin ve yeni bir gücün ortaya çıkmasını asla istemez. Elindeki tüm askeri, ekonomik ve siyasi imkânlarla bunu baskılamaya, önünü tıkamaya çalışır. Bu durum da doğal olarak güçler arası bir rekabet ve çatışma doğurur.

Bu noktada hâkim gücün önünde iki yol vardır: Ya yeni gücün varlığını kabul edip dünyayı birlikte idare etme ya da çatışmayı göze alacaktır.

Halihazırda Çin; ekonomik, askeri ve siyasi gücünü her geçen gün daha da ileriye taşıyor. Şimdilik ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınsa da mevcut şartlar onu bu çatışma zeminine zorlamaktadır.

ABD’nin iç ve dış borçlarının katlanarak artması, Siyonist işgal rejimine yönelik sınırsız desteği, Aksa Tufanı ve İran ile yaşanan savaş, Hürmüz Boğazını açmaktan aciz olması; küresel çapta ciddi kırılmalara ve uyanışlara sebebiyet verdi. İnsanlık vicdanında büyük bir sorgulamayı beraberinde getirdi.

İşte böyle bir atmosferde Trump, dokuz yıl aradan sonra Çin’i ziyaret etti. Trump her ne kadar diplomatik övgülerde bulunsa da bu ziyaretin ABD açısından verimli ve başarılı geçtiği söylenemez.

ABD, tarih sahnesindeki diğer tüm süper güçler gibi bugün olmasa bile yarın muhakkak yıkılacaktır. Doğan boşluğu da illaki birileri dolduracaktır ve şu an için bu boşluğa en yakın aday Çin olarak görünmektedir.

Ancak biz Müslümanlar için küresel liderliğin ABD'den Çin’e ya da Rusya’ya geçmesi pek bir şey değiştirmeyecektir. Bu güçler, başta Filistin olmak üzere ümmetin kanayan yaralarına asla merhem olmayacaktır. Temel mesele; küresel güçlerin kim olduğu değil, Müslümanların ne durumda olduğu ve kendilerinin bir güç merkezi haline gelip gelemeyeceğidir. Kim küresel lider olursa olsun, kendi menfaatini önceleyecek ve dünyayı kendi çıkarlarına göre dizayn edecektir. Bugün kendi çıkarları için dahi ABD ile doğrudan savaşmayı göze alamayan Çin; Filistin, İran ya da bir başka Müslüman ülke için asla parmağını oynatmayacaktır.

ABD emperyalizminin alternatifi Rus, Çin ya da farkıl bir emperyalizmi değildir. Tüm bu küresel sömürü düzeninin yegâne alternatifi ve çözümü, Müslümanların birliğinde kurulacak adil bir düzen ve dünyadır.