Yüksek hızlı demiryolu hatları, sadece kentler arası yolculuk sürelerini kısaltmakla yetinmiyor; aynı zamanda dünya ekonomisinin dolaşım sistemini kökten değiştiriyor. Sanayi bölgelerini limanlara, finans merkezlerini üretim merkezlerine bağlayan bu ağlar, taşımacılık giderlerini önemli ölçüde azaltırken uluslararası ticaret hacmini de büyütüyor.

Karayolu ve havayoluna kıyasla daha çevre dostu bir seçenek sunan hızlı tren projeleri, sera gazı salımlarını düşürerek sürdürülebilir büyüme amaçlarına somut katkı yapıyor. 2026 yılı rakamları ise ülkelerin bu kritik alanda rekabetinin ivme kaybetmeden devam ettiğini net bir şekilde gösteriyor.

Çin, 50 bin 400 kilometrelik yüksek hızlı demiryolu ağıyla dünya lideri konumunda bulunuyor.

İspanya, 3 bin 993 kilometrelik hat uzunluğuyla Avrupa’da öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor.

Japonya, 3 bin 146 kilometrelik ağıyla yüksek hızlı tren teknolojisinin öncülerinden biri olmayı sürdürüyor.

Fransa, 2 bin 735 kilometrelik hattıyla kıta içi ulaşımda önemli bir rol üstleniyor.

Almanya, 1 bin 637 kilometrelik hızlı tren ağıyla sanayi merkezlerini birbirine bağlıyor.

Türkiye, 1 bin 232 kilometrelik hat uzunluğuyla bölgesel ulaşım yatırımlarını genişletmeye devam ediyor.

Finlandiya, 1 bin 120 kilometrelik ağıyla kuzey Avrupa’da dikkat çekiyor.

İtalya, 938 kilometrelik hızlı tren hattıyla büyük şehirler arasında hızlı bağlantı sağlıyor.

İsveç, 902 kilometrelik demiryolu ağıyla sürdürülebilir ulaşım politikalarını destekliyor.

Güney Kore, 873 kilometrelik hattıyla Asya’daki güçlü altyapı yatırımlarını sürdürüyor.

Amerika Birleşik Devletleri, 735 kilometrelik yüksek hızlı tren ağıyla mevcut kapasitesini artırma planları yapıyor.

Suudi Arabistan, 449 kilometrelik hattıyla Körfez bölgesinde hızlı tren projelerini geliştiriyor. Yüksek hızlı demiryolu ağları, ülkelerin lojistik gücünü artırırken çevreci ulaşım politikalarının da temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.



