Gazze neden gündemden düştü sorusu, aslında sadece medyanın ilgisinin azalmasıyla ilgili değildir; bu soru, çağımızın vicdan yorgunluğunu ve İslam ümmetinin içine sürüklendiği dağınıklığı da ele verir. Bombalar düştüğünde, çocuklar öldüğünde ve şehirler yıkıldığında herkes Gazze’den bahseder. Fakat kan akışı “alışıldık” hâle gelince, acı da sıradanlaşır. Dünyanın gündemi hızla değişir, fakat Gazze’deki yıkım ve kuşatma değişmez.
Gazze, yıllardır insanlık onuruna aykırı şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir. Elektrik, su ve sağlık hizmetleri sınırlıdır; gıda temini çoğu zaman insani yardımlara bağlıdır. Çocuklar, oyun alanları yerine enkazlar arasında büyümekte; travma, bu toplumun ortak dili hâline gelmektedir. Bu tablo, modern dünyanın gözleri önünde yaşanmasına rağmen kalıcı bir çözüm üretilememesiyle daha da ağırlaşmaktadır.
İslam ümmetinin bu tablo karşısındaki pasifliği ise ayrı bir trajedidir. Milyarlarca Müslümanın ortak bir vicdan ve irade ortaya koyamaması, Gazze’nin yalnızlığını derinleştirmektedir. Tepkiler çoğu zaman duygusal çıkışlar, kısa süreli protestolar ve sosyal medya paylaşımlarıyla sınırlı kalmaktadır. Oysa zulüm karşısında suskunluk, zalimin elini güçlendiren bir tutumdur. Ümmet bilinci, sadece ortak acılarda ağlamak değil, ortak bir duruş ve kararlılık sergilemektir.
Bu pasifliğin arka planında küresel güç dengeleri de vardır. ABD’nin Ortadoğu’daki politikaları, uzun yıllardır bölgeyi istikrarsızlaştıran bir çizgi izlemektedir. Demokrasi ve özgürlük söylemleriyle meşrulaştırılan müdahaleler, gerçekte parçalanmış toplumlar, bitmeyen çatışmalar ve derinleşen nefretler üretmiştir. israile verilen koşulsuz siyasi ve askeri destek ise bu politikanın en somut göstergelerinden biridir. Bu destek, uluslararası hukukun ve insan hakları söyleminin Gazze söz konusu olduğunda askıya alındığını açıkça ortaya koymaktadır.
israilin arkasında duran bu küresel güç yapısı, sadece askeri üstünlük sağlamamakta, aynı zamanda algı yönetimiyle de gerçeklerin üzerini örtmektedir. Medya, gündemi belirleme gücü sayesinde Gazze’yi görünmez kılabilmekte; yeni krizler, yeni başlıklar üreterek devam eden zulmü arka plana itmektedir. Böylece Gazze, yalnızca “olağan” bir çatışma alanı gibi sunulmakta, insani boyutu bilinçli olarak silikleştirilmektedir.
Peki, Müslümanların hakiki durumu nedir ve ne olmalıdır? Bugünkü tablo, parçalanmışlık, güvensizlik ve irade eksikliğini göstermektedir. Oysa olması gereken, adalet merkezli bir bilinçtir. Müslümanlar, mezhep, coğrafya ve siyasi ayrımları aşarak mazlumun yanında saf tutabilmelidir. Ekonomik, diplomatik ve kültürel araçlar etkin biçimde kullanılmalı; sürekli ve ilkesel bir baskı mekanizması kurulmalıdır.
Gazze’nin gündemden düşmesi, aslında bizim gündemimizden düşmesidir. Bu da sorunun dışarıda değil, içimizde olduğunu göstermektedir. Gazze’yi hatırlamak, sadece bir coğrafyayı değil, kaybettiğimiz ahlaki pusulayı yeniden bulmak anlamına gelir. Ümmet, yeniden sorumluluk bilinciyle hareket etmediği sürece, Gazze düşmeye değil; biz düşmeye devam edeceğiz.
Bu noktada bireysel sorumluluk da göz ardı edilmemelidir. Her Müslüman, yaşadığı ülkede Gazze’nin sesi olabilecek imkanlara sahiptir. Akademide, medyada, ticarette ve sivil toplumda üretilecek her bilinçli adım, bu kuşatılmış coğrafyanın yalnız olmadığını gösterebilir. Sürekli yardım kampanyaları kadar, süreklilik arz eden farkındalık çalışmaları da hayati önemdedir. Çünkü unutulan zulüm, en uzun ömürlü zulümdür.
Ayrıca Gazze meselesi sadece siyasi bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki bir imtihandır. Güçlünün haklı sayıldığı bir dünyada, Müslümanların adaleti savunma iddiası, ancak bedel ödemeye hazır olduklarında anlam kazanır. Bu bedel bazen ekonomik çıkarların terk edilmesi, bazen konfor alanından çıkmak, bazen de açık bir şekilde haksızın karşısında durmaktır. Aksi halde söylenen her söz, içi boş bir temenniden öteye geçmez.
Sonuç olarak Gazze neden gündemden düştü sorusu, bizi rahatsız etmelidir. Çünkü bu düşüş, küresel adaletsizliğin normalleştiğini ve Müslümanların bu normalleşmeye istemeden de olsa uyum sağladığını göstermektedir. Gazze’yi yeniden gündeme taşımak, sadece haber değeri üretmek değil; ilke, duruş ve süreklilik gerektirir. Bugün Gazze için ayağa kalkamayan bir ümmet, yarın kendi onuru için de ayağa kalkamayacaktır. Bu nedenle Gazze, unutulmaması gereken bir haber değil; hatırlanması gereken bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, nesillere aktarılmadıkça kalıcı olmaz. Eğitim, dua ve bilinçli mücadele birlikte yürütülmelidir. Aksi takdirde sessizlik büyür, zulüm kök salar ve tarih, susanları affetmez. Gazze, insanlığın aynasıdır; bakan herkes kendini görür. Bu aynaya bakmaktan kaçanlar, aslında kendi yüzlerinden kaçmaktadır. Bu gerçek değişmeden adalet gelmeyecektir. Bunu unutmayalım. Gazze’ye selam, direnişe devam!